Körfez’in Yeni Dengesi
25 Ocak 2021

Bu ay gerçekleşen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) toplantısı ile üç yıldır devam eden körfez krizi son buldu. Suudi Arabistan önderliğinde Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Körfez dışından gruba katılan Mısır, Katar’dan taleplerini geri çekti[1]. Bu ülkeler ve Katar arasında diplomatik ilişkiler de yeniden tesis edilme aşamasına geldi. Körfez’deki bu gelişmeler esasında Suudi Arabistan’ın bölgedeki “büyük abi” rolünü kaybettiğini ve Katar ile BAE’nin kendi otonom alanlarını sağlamlaştırdıklarını gösteriyor.

 

Gittikçe nüfuz etme yetisini kaybeden Suudi Arabistan, bağımsızlaşan Katar dış politikası ve BAE ile Suudi Arabistan arasındaki uçurumun derinleşmesi, bu de facto durumun parametreleri olarak değerlendirilebilir. Suudi Arabistan üç sene önce müttefikleriyle Katar’a yönelik ablukayı başlattığında, Körfez’de kaybettiği “büyük abi” pozisyonuna tutunmak için son hamlesini yapmıştı. Katar’ın ayrışan dış politika çizgisini sınırlamak adına yapılan bu hamle başarısızlıkla sonuçlandı.

 

Katar’a abluka uygulayan ülkelerin Al Jazeera televizyon kanalının yayınlarına son vermesi, Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığını sonlandırması ve Doha’nın Tahran ile ilişkilerini sonlandırması gibi taleplerinin herhangi biri gerçekleşmedi. Hatta Katar, Suudiler ve İran arasında arabulucu rolünü oynamayı bile teklif etti. Suudi Arabistan’ın Katar üzerindeki nüfuzu bu gelişmeler ışığında gittikçe zayıflıyor.

 

Katar’a benzer bir şekilde, BAE’de her ne kadar Suudi Arabistan ile beraber hareket etse de, aslında kendisine ait özerk bir dış politika alanı oluşturmayı başardı. Körfez krizi başladığında bir uyum içerisinde hareket eden Abu Dabi ve Riyad yönetimlerinin de dış politika vizyonlarının ayrışma yoluna girdiğini söyleyebiliriz. Abu Dabi’nin Riyad’a rağmen normalleşmeye sıcak bakmaması ve Suudilerin Körfez kardeşliği söyleminin aksine Katar ile ilişkilerin hemen normale dönemeyeceğini açıklaması bu iki eski müttefik arasındaki görüş farklılıklarının belirginleştiğini gösteriyor[2].

 

BAE ve Katar’ın Suudi ekseninden kopuşunu anlamlandırmak için öncelikle Suudi Arabistan’ın içinde bulunduğu durumu irdelememiz gerekir. Suudi Arabistan’ın dış politikada azalan rolünün temelinde ülkenin iç ekonomik yapısında yaşadığı sorunlardan kaynaklanmaktadır.

 

Suudi Arabistan kronik ekonomik sorunları ve başarısız reform

 

2017’de Veliaht Prens ilan edilen Muhammed bin Selman (MBS) ülkesi için oldukça hırslı bir reform gündemini devreye sokmuştu. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu[3] olarak nitelendirilen bu reformlar muhafazakâr ülkeyi bir turizm cennetine çevirerek Suudi ekonomisini petrol bağımlılığından kurtaracaktı. Esasında reformlar BAE tipi bir modernizasyonu öngörerek Suudi Arabistan’ı da aynı Abu Dabi ve Dubai gibi bir düzleme oturtmak istemekteydi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan imaj rehabilitasyonu adına ısrarcı bir medya kampanyası yürütüyor. “Visit Saudi” – “Suudi Arabistan’ı Ziyaret Edin” – reklamları CNN’den, BBC’ye pek çok uluslararası kanalda yayınlanırken, ülkenin özgür bir vaha olduğu vurgulanıyor. Fakat bütün bu çabalara rağmen reformların ülkenin imajının değişmesinde beklenen etkiyi yarattığını söylemek oldukça zor. Ayrıca reform gündeminin öngördüğü ekonomik atılımlar da pandemi nedeniyle engellenmiş durumda. Hatta Suudi Arabistan’daki ekonomik durum o kadar kötü gözüküyor ki, ülke yetkilileri “verileri doğrulamaları” gerektiğini savunarak işsizlik oranlarını aralık ayından beri yayınlamamakta ısrar ediyor[4].

 

Öyle gözüküyor ki Suudi Arabistan’ın iç politikadaki başarısızlıkları dış politikada da tekrarlanmış durumda. İç politikada sorunlar yaşayan Suud yönetimi, Biden yönetimi sebebiyle endişeye kapılmış durumda. Yemen ihtilafında yalnız bırakılan ve yeni göreve gelen Biden yönetimi tarafından eleştirilere maruz kalacak olan Suudi Arabistan, Körfez krizini sonlandırarak yalnızlığını bir nebze de olsa azaltmayı amaçlıyor.

 

BAE ve Katar’ın Suudi Ekseninden Ayrışması  

 

Al-Ula zirvesinin netleştirdiği bir diğer parametre de Katar ve BAE’nin dış politika vizyonlarının artık Suudi Arabistan’dan belirli konularda ayrışmış olması. Bu iki ülke ufak boyutlarına rağmen bölgede ciddi aktörler haline geldi. BAE’nin Suudi Arabistan’dan Yemen gibi ihtilaflarda ayrışması[5], Arap Ligi ve diğer Körfez ülkelerinin aksine Esed rejimiyle diplomatik ilişki tesis etmesi ve İran’a karşı ihtiyatlı bir politika izlemesi[6] bunun somut örnekleri olarak nitelendirilebilir.

 

BAE’nin İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile normalleşmesi de Körfez grubunda Suudi Arabistan’ın gölgelenmesini pekiştirdi. Körfez ve İsrail arasında yeşeren eksenin oyun kurucusu olarak şu anda BAE gözükmektedir. Suudi Arabistan hem iç siyasi dinamikleri hem de uluslararası imaj kaygısıyla şu noktada, İsrail ile olan ilişkilerini gizli tutmaya ve bir sonraki adıma taşımamakta kararlı. Böylece BAE Körfez’in geleneksel diplomatik lideri konumundaki Suudi Arabistan’ın tahtını elinden almış gözüküyor. BAE’nin Körfez’deki bütün ülkelerden önce ABD’nin geliştirdiği F-35 savaş uçaklarını satın alacak olması da bu minvalde değerlendirilmeli.

 

Öyle ki yakın zamana kadar BAE, Riyad’ın dış politika hesapları üzerinde de ciddi bir etkiye sahipti. Bölgenin çeşitli ihtilaflarında Suudi Arabistan BAE’nin pozisyonuna yakınlaşmıştı. Katar krizinin BAE’nin hassasiyetlerinin gözetilmeden çözümlenmiş olması bu denklemin artık değiştiğini gösteriyor. Suudi Arabistan’ın Biden dönemi tehdit algısı Katar ile ilişikleri normalleştirmeyi hızlandırmışken, BAE halen Katar’ı cezalandırmak istiyor.

 

Katar’a bakacak olursak aynı BAE gibi nüfuzlu bir aktör olduğunu değerlendirebiliriz. Katar’ın yumuşak güç kavramı üzerinden elde ettiği kazanımlar; örneğin, Al Jazeera televizyon kanalının hem Arap dünyasında hem de uluslararası alanda pekişmiş etkinliği ve farklı tarafları bir araya getirerek himayelerine aldığı arabuluculuk faaliyetleri, Taliban ve ABD ile olduğu gibi bu bağlamda önemli unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Katar, ekonomik etkinliğini diplomatik faaliyetlere aktararak önemli bir bölgesel oyuncu haline geldi.

 

Doha’nın bölgenin çeşitli ihtilaflarına taraf oluşu ve bu ihtilaflarda asli rakibinin BAE oluşu da Körfez’de yakın gelecekte yaşanacak çatışmaya ışık tutuyor. Kendisini adeta bölgesel bir güç olarak konumlandıran BAE, her yaptığı hamlede karşısında Katar’ı bulmak durumunda. Bunun en somut tezahürünü şu anda Libya, Mısır ve Suriye’de görmek mümkün.

Ayrıca Katar’ın Türkiye ile geliştirdiği stratejik ilişkiler de Katar’ın son dönemdeki dış politika başarılarının arasına eklenmeli. İki ülkenin siyasi ve askeri işbirliğini en üst düzeyde devam ettirmek konusundaki kararlılığı bir “kazan-kazan” esasında işlemeye devam ediyor. Katar’ın halihazırda ABD ile olan stratejik ilişkilerinin yanında ikinci bir NATO ülkesi olan Türkiye ile ilişkileri Katar için büyük bir kazanım olarak değerlendirilebilir.

 

Değişen Dengeler

 

Al-Ula zirvesi, Körfez’deki son birkaç yıldır belirginleşen stratejik değişimlerin artık kalıcı olduğunu gösterdi. Zirve her ne kadar Suudiler tarafından bir dış politika zaferi ve Körfez birliğinin vesikası olarak lanse edilse de Riyad’ın rolü bu düzende oldukça zayıf gözüküyor. Gittikçe anlamsızlaşan bölgedeki Suudi rolü, ülkeyi yeni arayışlara itmiş olsa da bunlar da şu noktada başarılı gözükmüyor.

Güç dengesinin artık çok kutuplaştığı Körfez bölgesinde BAE ve Katar önümüze oyun kurucular olarak çıkıyor. Bu ufak ama hırslı ülkelerin Körfez’in gidişatını belirleyecek olması kaçınılmaz gözüküyor. Suudi Arabistan’ın ise pandeminin hızlandırdığı ekonomik sıkıntılar ve kaybettiği bölgesel rolü çerçevesinde sancılı bir iç hesaplaşma dönemine girdiğini söyleyebiliriz. Riyad’ın kendisine yeni bir rol biçmesi şu denklemde de epey zor gözüküyor, zira Suudi yetkilileri yeni Biden yönetimi ile epey meşgul olacak. Bu belirsizlik devam ettikçe Körfez’in diğer ülkelerinin nüfuz alanlarını genişletmesi kaçınılmaz.

 

[1] https://www.bbc.com/news/world-middle-east-55538792

[2] https://gulfnews.com/uae/government/uae-qatar-ties-countries-need-to-rebuild-trust-to-solve-issues-gargash-says-1.1610313240299

[3] https://www.vision2030.gov.sa/en

[4] https://www.aljazeera.com/economy/2021/1/21/bbfourthtimesthe-charm-saudi-arabia-delays-jobless-data-release

[5] https://www.trtworld.com/opinion/are-saudi-arabia-and-the-uae-on-a-collision-course-42236

[6] https://iramcenter.org/en/the-united-arab-emirates-flexible-approach-towards-iran/